28 Ağustos 2012 Salı

2.gün akşamımız..



Bu kadar keyifli ve güzel geçen bir günden sonra, akşam yemeğimizi köyümüzde yemeye karar verdik.
“BAKALYARAKYA” adındaki ufacık tavernada, güzel bir masaya oturduk.



En sevdiğimiz yemekleri ısmarlamaya başladık.
Caciki, Horiatiki, Xorta, Tirokafteri, Feta, Psiti, Kolokitahakia, kotopo ulo lemonato.
Aklıma gelenler…



Uzo familyasından içmeye çok alışğımız Plomari, Mini gibi içkileri bu köyde bulamadık.
Burada en çok içilen ve tercih edilen içki Cipuro. 2 .çeşit olacak şekilde satılan Cipuro,
Farklı iki tada sahip.Biri anasonlu, diğeri anasonsuz.Anason olan Votka hissi veriyor içildiğinide.
İçim şekli ise sadece buz konarak içilmesi..
Ayrıca Reçina olarak içilen şarap çeşitlerinden en çok ortalarda görünen markası Malamatina,
Ev yapımı kırmızı şarap içmek istersenzi o da içki seçeneklerinin arasında yerini almakta.





22 Ağustos 2012 Çarşamba

Pelion tatilimiz; 2. gün...


        2. gün
      Sabah uyandığımızda otelimizin bahçesinde güzel bir kahvaltı bizi bekliyordu. Sempatik otel sahibimiz Rena, bizi güler yüzüyle karşılayıp, kivi ağacının altındaki masaya yönlendirdi. Kahvaltımızı bitirip Greek Cafe'lerimizi içtikten sonra yola koyulduk.


     İlk durağımız Pantazi Amos... 
      İnsanın sudan hiç çıkmak istemeyeceği türden bir berraklığa sahip olan deniz, kızgın güneşin altında serinleyebilmemiz için birebir idi. Tüm tatil boyunca oldukça sık karşılaştığımız tek sıkıntı (tabii buna sıkıntı denirse), kaldığımız köyden yani dağdan denize ulaşmak için genelde en az 20 dakika yol olması. Yollar dümdüz olmadığı, bol virajlı, kenarları uçurumlu ve bariyersiz olduğundan dolayı, yükseklik korkusu yaşayanlar ve/veya araba tutması çekenler için biraz sorun teşkil edebilir. Tabii bu yukarıdaki sıkıntıları yaşamayanlar için ise, muhteşem bir manzara, dağ ve orman görüntüleri arasında, lacivert veya turkuaz denizin görüntülerini her an fotoğraflamak isteyebilirsiniz...

      Her bir koy için katettiğiniz bu yollar, kumsala inip kendinizi denize bırakınca bütün sıkıntısını da geride bıraktırıyor.



       İkinci durağımız olan Potraki, kayalıkların arasına sıkışmış ufak bir koy. Deniz taşlık. Bu koyda en çok ilginizi çekecek olan şey, kayalık oyuntusuna kondurulmuş minyatür kilisecik oluyor.

       Bu koyun ardından acıkan karnımızı doyurmak ve doyururken aynı zamanda denize de kolaylıkla girip çıkabileceğimiz bir kumsal seçerek Paltzi'ye doğru yol aldık. Deniz, taşlık, dar bir araba yolu ve tavernalar... Sıralamanın bu şekilde olduğu Paltzi'de masaya yerleşip siparişimizi verdikten sonra kendimizi hemen lacivert sulara bıraktık.




       Bu arada bütün tatil boyunca dilimize dolaşan birkaç cümleden ilki burada ortaya çıktı. Şöyle ki virajlı yolları geçerken ve koylara doğru araba ile alçalırken hep dikkatimizi çeken şey ikili, üçlü insan gruplarının denizde açılmış vaziyette, sanki evlerinde sohbet eder gibi dakikalarca suda kalmaları... Biz bu insanların hallerini; Titanik'ten kurtularak denize açılmış insanların sohbet etmelerine benzettik. Böylece denize girerken sürekli "haydi titanik yapalım" dedik :) Tüm tatil boyunca, ki bunu ilk olarak o koyda ve farkında olmadan keşfettik, uzun süre suda kalıp sohbet edebiliyormuş insan. Biz de bunu keyifle keşfettik Pelion’da...




          Sudan çıktıktan sonra yemek yiyeceğimiz tavernada (Yunanistan'da yemek yenen yerler taverna olarak geçiyor, bizim aklımıza gelen taverna değil) vermiş olduğumuz siparişleri yemeye koyulduk.
Sanırım tüm Yunanistan için geçerli olan bir şey var ki, çok miktarda ve çok lezzetli yemekleri çok çok ucuza yiyebiliyorsunuz. Tzaciki, Horyatiki, Ahtapotaki, Feta, Saganaki, Çiroz, domuz eti, kabak... Ve bol içki… Bira, Plomari, Cipuro...




15 Ağustos 2012 Çarşamba

Pelion tatilimiz;1.gün...


1. gün:
    Yolda geçen ilk günümüz varacağımız yere ulaşma heyecanımızla birleşince, yol yorgunluğumuzu keyfe dönüştürmeyi başardı. İstanbul’dan sabah saat 7.30’da birbirimize kolonya ikram ederek iki araba yol çıktık. Cumartesi sabahı İstanbul trafiğinin olmayışı, şehirden kolayca çıkmamızı sağladı. TEM Otobanı’ndan Kınalı Sapağı ile ayrıldık ve bir gece önce evden hazırladığımız mini sandviçlerimizi afiyetle yemeye koyulduk.

Sınır...
     İstanbul - İpsala Sınırı arası 252 km’lik bir yol. Trafik olmadığı sürece 2,5 - 3 saat süren yol aslında oldukça keyifli… Çünkü sınır geçmek, geçmeden önce free shop’a girmek, tatile gidiyor olduğumuzu bilmek çok keyifli… Özellikle Meriç Nehri’ni geçerken çıktığınız ufak köprü yol, kırmızı ve beyaz boyanmış. Köprünün tam ortasında renk değişiyor ve mavi-beyaz çizgilerle sınırı geçiyoruz..


     Sınırda, Yunan (Hellas) tarafında, ilk frappe’lerimizi içtik. O çok sıcak havada, buzzzz gibi frappe inanılmaz güzel geldi hepimize.

      Sınırları geçtikten sonra Egnatia Odos’ta yol almaya başladık. Egnatia Odos, Yunanistan’ı bir uçtan bir uca geçen otobanın adı. Bu otoban çok temiz bir yolculuk yapmanızı sağlıyor, arabanız herhangi bir sarsıntıya sebep olacak çukur, delik gibi bozukluklara maruz kalmıyor. Gerçekten bu keyifli yollarda araba kullanmak çok zevkli.

     Sırasıyla Alexandroupolis (Dedeağaç), Komotini (Gümülcine) ve Xanthi (İskeçe)’yi geçtikten sonra ilk durağımız olan Kavala’ya varıyoruz.



       İpsala Sınırı’dan 194 km uzaklıkta bulunan Kavala’ya yaklaşık 2 saatte varabiliyorsunuz. Liman kasabası görünümündeki Kavala, oldukça bakımlı bir şehir. Cumbalı evler, koya hakim bir kale, en güzel noktadaki İmaret Hotel, ufacık tavernalar, tavernalarda oturan, elleri tespihli, içmekten suratları kıpkırmızı olnmuş dedeler… Ve daha neler neler... Özellikle de şehrin birkaç merkez meydanında bulunan tabela oldukça ilgi çekici. Sarı renkte ve oldukça büyük fontlarla yazılmış “Constantinople” tabelasının fotoğrafı çekilmeye değer.

      Kavala’da “Tembelxanio” adlı tavernada ufak bir mola verdik ve biraz yemek yiyip, içki içtik. J Anlayacağınız açılışımız güzel oldu. J

      Ardından yola koyulduk. Sırasıyla Thessaloniki (Selanik) ve  Katerini’yi geçerek yola devam ettik. Katerini’yi geçtikten sonra sağınızda efsanevi Olympos Dağı’nı görüyorsunuz. Sadece bana mı oldu bilemiyorum ama çok görkemli, çok efsanevi olduğu hissini veren bir dağ. Olympos Dağı’nı geçtikten sonra dağlık ve virajlı bir yola giriyorsunuz ki bu yol da oldukça ruhani hisler uyandırıyor sizde. Yolun kenarına park ettiğiniz aracınızdan iniyorsunuz. Burada merdivenlerle indiğiniz bir ayazma var, kayalar içinde oyulmuş ve görülmeye değer...
     Bir sonraki şehir olan Larissa’yı da geçerek Volos Şehir Merkezi’ne vardık. Kavala’dan Volos’a olan uzaklık 362 km ve varmamız dört saate yakın sürdü.

     Volos da bir liman şehri ve küçük bir Ege Şehri’nin ötesinde özelliklere sahip. Hemen yakınındaki Pelion Dağı, dağın diğer tarafındaki muhteşem koylar ve plajlar, kıyılarda ve dağ köylerindeki lezzetli ve çok hesaplı yemekler bu kentin artıları.

      Volos merkezinden arabayla Neochori Köyü’ne arabayla 15 dakika süren bir tırmanışla varıyorsunuz. Köy, iki katlı taş evlerden, köy meydanından ve kiliselerden oluşuyor. Dağ yamacına konumlanmış taş evlerden biri de kaldığımız otel Arhodiko Prepala.

Arkası yarın… J

14 Ağustos 2012 Salı

pelion'da bir hafta....

Pelion...
Yunanistan sınırları içerisinde, Selanik ile Atina arasında bulunan liman şehri Volos'a bağlı yarım ada Pelion...

Dağa verilmiş olan bu isim ve etrafında serpiştirilmiş irili ıfaklı bir çok köy bulunmakta, hem yazın hem kışın görülmeye değer..

Biz 10 kişi ( çok keyifli bir grup) 4 ile 11 Ağustos tarihleri arasında Pelion cennetine gittik...
Size bol fotoğraflarla tüm tatilimi gün be gün anlatmak istiyorum....

Öyle bir cennet ki...; sadece yemek yemek, muhteşem denize girmek , cırcır böcekleri eşliğinde içkinizi yudumlamak.... işte size cennet...