15 Ağustos 2012 Çarşamba

Pelion tatilimiz;1.gün...


1. gün:
    Yolda geçen ilk günümüz varacağımız yere ulaşma heyecanımızla birleşince, yol yorgunluğumuzu keyfe dönüştürmeyi başardı. İstanbul’dan sabah saat 7.30’da birbirimize kolonya ikram ederek iki araba yol çıktık. Cumartesi sabahı İstanbul trafiğinin olmayışı, şehirden kolayca çıkmamızı sağladı. TEM Otobanı’ndan Kınalı Sapağı ile ayrıldık ve bir gece önce evden hazırladığımız mini sandviçlerimizi afiyetle yemeye koyulduk.

Sınır...
     İstanbul - İpsala Sınırı arası 252 km’lik bir yol. Trafik olmadığı sürece 2,5 - 3 saat süren yol aslında oldukça keyifli… Çünkü sınır geçmek, geçmeden önce free shop’a girmek, tatile gidiyor olduğumuzu bilmek çok keyifli… Özellikle Meriç Nehri’ni geçerken çıktığınız ufak köprü yol, kırmızı ve beyaz boyanmış. Köprünün tam ortasında renk değişiyor ve mavi-beyaz çizgilerle sınırı geçiyoruz..


     Sınırda, Yunan (Hellas) tarafında, ilk frappe’lerimizi içtik. O çok sıcak havada, buzzzz gibi frappe inanılmaz güzel geldi hepimize.

      Sınırları geçtikten sonra Egnatia Odos’ta yol almaya başladık. Egnatia Odos, Yunanistan’ı bir uçtan bir uca geçen otobanın adı. Bu otoban çok temiz bir yolculuk yapmanızı sağlıyor, arabanız herhangi bir sarsıntıya sebep olacak çukur, delik gibi bozukluklara maruz kalmıyor. Gerçekten bu keyifli yollarda araba kullanmak çok zevkli.

     Sırasıyla Alexandroupolis (Dedeağaç), Komotini (Gümülcine) ve Xanthi (İskeçe)’yi geçtikten sonra ilk durağımız olan Kavala’ya varıyoruz.



       İpsala Sınırı’dan 194 km uzaklıkta bulunan Kavala’ya yaklaşık 2 saatte varabiliyorsunuz. Liman kasabası görünümündeki Kavala, oldukça bakımlı bir şehir. Cumbalı evler, koya hakim bir kale, en güzel noktadaki İmaret Hotel, ufacık tavernalar, tavernalarda oturan, elleri tespihli, içmekten suratları kıpkırmızı olnmuş dedeler… Ve daha neler neler... Özellikle de şehrin birkaç merkez meydanında bulunan tabela oldukça ilgi çekici. Sarı renkte ve oldukça büyük fontlarla yazılmış “Constantinople” tabelasının fotoğrafı çekilmeye değer.

      Kavala’da “Tembelxanio” adlı tavernada ufak bir mola verdik ve biraz yemek yiyip, içki içtik. J Anlayacağınız açılışımız güzel oldu. J

      Ardından yola koyulduk. Sırasıyla Thessaloniki (Selanik) ve  Katerini’yi geçerek yola devam ettik. Katerini’yi geçtikten sonra sağınızda efsanevi Olympos Dağı’nı görüyorsunuz. Sadece bana mı oldu bilemiyorum ama çok görkemli, çok efsanevi olduğu hissini veren bir dağ. Olympos Dağı’nı geçtikten sonra dağlık ve virajlı bir yola giriyorsunuz ki bu yol da oldukça ruhani hisler uyandırıyor sizde. Yolun kenarına park ettiğiniz aracınızdan iniyorsunuz. Burada merdivenlerle indiğiniz bir ayazma var, kayalar içinde oyulmuş ve görülmeye değer...
     Bir sonraki şehir olan Larissa’yı da geçerek Volos Şehir Merkezi’ne vardık. Kavala’dan Volos’a olan uzaklık 362 km ve varmamız dört saate yakın sürdü.

     Volos da bir liman şehri ve küçük bir Ege Şehri’nin ötesinde özelliklere sahip. Hemen yakınındaki Pelion Dağı, dağın diğer tarafındaki muhteşem koylar ve plajlar, kıyılarda ve dağ köylerindeki lezzetli ve çok hesaplı yemekler bu kentin artıları.

      Volos merkezinden arabayla Neochori Köyü’ne arabayla 15 dakika süren bir tırmanışla varıyorsunuz. Köy, iki katlı taş evlerden, köy meydanından ve kiliselerden oluşuyor. Dağ yamacına konumlanmış taş evlerden biri de kaldığımız otel Arhodiko Prepala.

Arkası yarın… J