24 Eylül 2012 Pazartesi

enfes bir yemek..Milopotamos'da...

Kayalıkların üzerinde, kütüklerle destekleniş ve muteşem bir manzaraya sahip restorana çıktık. Deniz girmek için uçurumdan aşağıya inmiş olduğumuz aynı merdivenleri, bu kez karnımızı doyurmak için gerisin geri çıkmak zorunda kaldık.
Oldukça fazla sayıda basamak olmasına rağmen, denizin serinliğini doyasıya yaşamış olduğumuz için, ayrıca da karnımız çok acıkmış olduğu için zevkle tırmandık basamakları..



Tahmini 50-60 kişi alabilecek büyüklükleki Milopotamos'daki bu restoranın, bence en güzel yerinde oturduk.
Trabzanlara paralel konuşlanmış bir bank ve bu banka pararlel masa ve sandalyeler...


Yükseklik korkusuna sahip bazı askadaşlarımız, mümkün olduğu kadar trabzanlardan uzağa oturmayı tercih ettiler. Yüksekleri, manzarayı sevenlerdenseniz bankta oturmak tam size göre...
Oturduğumuz bankın tahtaları arasındaki boşluktan aşağı kısmı görebiliyor ve uçurumu manzarayı seyredebiliyorsunuz.. Tekrar ediyorum, yükseklik korkusu olanlar için uzak noktalar en ideal yerler :)


Bu nefes kesici manzaraya bakıp içkilerimizi yudumlamaya başlamışken, burnumuza nefis kokular gelmeye başladı.. Domates, sarmısak kokuları çıktıktan 5 dakika sonra da , dükkanın sahibi kadın elinde büyük tabaklarla göründü.


Aklımıza bile gelemiyecek kadar nefis görüntüdeki  haşlanmış kabuklu böcekler ve domates soslu spagetti masamızdaki yerini aldıktan sonra uzun bir süre sessizliğe büründü herkes.
Bu kadar enfes bir yerde, bu kadar lezzetli görünen yemekler ve içki... insana cennete olduğu duygusunu veriyordu.


Sulanan ağızlarımızı artık yemekle doldurmak için kolları sıvadık ve ( ayıptır söylemesi ama ) ellerimizle kabukluları ayıklamaya, bir yandan da spagettiyi kaşıklamaya başladık..



Kabukları kırmak için kullandığımız aletden masada sadece 2 adet vardı. 10 kişilik iştahlı bir masada, yemek yiyecek olmaktan gözleri dönmüş bu ufak toplulukta herkes birbirinden aleti isteyip duruyordu.
Sanki herkes ilkokul çağındaki yaşına geri dönmüş ve oyun oynamak için topu kapmak isteyen çocuklar gibi davranır haldeydi.
Tabi alkolün de vermiş olduğu ekstra keyf , güneşin rehaveti de eklenince, bol kahkaha ve yalancı kavgalarla masamız şenleniyordu...


Bu kadar yemeği yedikten sonra bol enerji veren bu deniz üsünlerini tükettikten sonra, hepimizin canı tekrar denize girmek, serinlemek istedi..
Ufak bir grup hemen havlularını kapıp titanic yapmak için merdivenlerden aşağıya hızla inmeye başladı.
Hatta bazılarımız utanmayıp kadehlerimizi de yanımızda götürdük.

Size daha önceki yazılarımda anlatmış olduğum Titanic'i hemen oluşturduk. Güneş batmış, hava alacakaranlığa dönmeye başlamıştı... ve bizler elimizde içkilerimiz, ayaklarımız yere değecek şekilde suda, cenneti yaşamaya devam ettik....