10 Mart 2013 Pazar

Tarak ve kum midyesi...

Önce tarak...
Bilemiyorum ben bu "tarak" olayına pek ısınmadım.. Deliriyorlar ya hani "mmmm" diye..
Yok ben yapamıyorum..
Bıçakla önce aralık yap, sonra aç, sonra içine limonu sık.. O canlı canlı büzüşsün sonra da bir lokmayla yut.. Yok yok ben yokum.. Ben canlı bişeyi ölmeden veya pişmeden mideme indirmiyorum.. Hele bu denizden çıkan birşey ise daha da fena.. Ooffff...
"Suşhi peki?" diyenlere sesleniyorum.. Bir kez denedim ve karar verdim.. Ben çiğ balık ve türevleriyle kesinlikle barışık değilim.. Yiyenlere ve sevenlere saygım sonsuz ama bana dokunmayın.. Denizden ne çıkarsa yiyebilirim fakat mümkünse hep pişirelim...



Bayıldığım şeylerden biridir kum midyesii ... Eskiden "Belgo" adında bir yer vardı. Merkezi Belçika'da olan ve İngiltere'de de şubesi olan midye restoranı. Abdi İpekçi caddesinde de bir yer açmışlardı , hala aklıma geldikçe ağzım sulanır..
Menülerden seç seç beğen, masana gelsin tencereler, içlerinde nefis sosları ile birlikte..
Domatesli, sarımsaklı, biralı, kremalı .. daha envai çeşit soslarla lezzetlendirilmiş kum midyeleri.
Çeşit çeşit de biraları vardı. Bir bira, 2 farklı soslu ayrı 2 tencere kum midyesi ve sen ellerini daldırarak , soslarını akıta akıta bir lezzet tufanı içerisinde kaybol...



Aynı havayı evimizde yakalamak istedik pazar akşamı..
Kum midyelerini derince bir tencereye koyduk, zeytinyağı, sarımsak ve taze soğanı ekledik, tuz ve taze çekilmiş karabiberle çeşnilendirdik...
İnanın yerken o lezzet fırtınasına yakalandım ben yine.. Ve malum yine gözüm döndüğü için pişmiş yemeği ve sofrayı çekmeyi unuttum yine...

Ah benim dönen bu gözüm ah...